Beden Değil, Duygular Kilo Alıyor

Bastırılan duygular kaybolmuyor. İfade edilmeyen her his, zamanla bedende ve zihinde görünmeyen bir yük oluşturuyor. Mentor Tuba Müftüoğlu, bu durumu “duygusal obezite” kavramıyla açıklıyor.

Modern hayat, güçlü, kontrollü ve her koşulda “iyi” görünmeyi bir gereklilik haline getiriyor. Üzüntüyü bastırmak, öfkeyi yutmak, kırgınlığı göstermemek çoğu zaman olgunluk ya da dayanıklılık olarak yorumlanıyor. Oysa TalkTuBaNa’nın kurucusu, mentor Tuba Müftüoğlu’na göre bu alışkanlıkların bedende ve zihinde bir karşılığı var: duygusal obezite.

Duygular ifade edilmediğinde yok olmuyor. Aksine, bedenin hafıza alanlarında birikiyor, zihni ağırlaştırıyor ve kişiyi fark edilmeden tükenmişliğe doğru sürüklüyor. Duygusal obezite, kişinin üzülmesine, sinirlenmesine ya da kırılmasına izin vermemesiyle başlayan ve zamanla içsel bir yük haline gelen bir süreç olarak tanımlanıyor. Özellikle şehir hayatında sürekli güçlü durma zorunluluğu, bu yükün giderek artmasına neden oluyor. Her şeyi idare edenler, kimseyi üzmemek için kendini geri plana atanlar ve kontrolü elden bırakmamaya çalışanlar, bu görünmez kilo artışının en sık karşılaşılan profilleri arasında yer alıyor.

Bu durum çoğu zaman bedensel yorgunluk, açıklanamayan huzursuzluk, nedensiz sinirlilik ve sürekli bir tükenmişlik hissiyle kendini gösteriyor. Ancak belirtilerin kaynağı genellikle fark edilmiyor. Kilo alan beden değil; ifade edilemeyen, sürekli ertelenen duygular oluyor. En çok da söylenemeyenler, dile getirilemeyen ihtiyaçlar ve bastırılan tepkiler yoruyor.

Duygusal obeziteyle baş etmenin yolu, duyguları daha fazla bastırmak değil; onları fark etmekten geçiyor. Mindfulness pratikleri, bedende ve zihinde biriken duygularla yargısız bir temas kurmaya alan açıyor. Kısa beden taramaları, duygu farkındalığı çalışmaları ve günlük içsel “check-in” alışkanlıkları, bu görünmeyen yükün zamanla hafiflemesine destek oluyor. Zihinsel hafifleme, kısıtlayıcı yöntemlerle değil; duygulara yer açmakla mümkün hale geliyor.

Duygusal obezite bir hastalık olarak değil, çağın dayattığı sürekli güçlü olma rolünün bir yan etkisi olarak ele alınıyor. Çözüm ise daha güçlü olmaya çalışmak değil; kendinize, duygularınıza ve bedeninize karşı daha dürüst bir ilişki kurmakta başlıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir