Ruken Adıbelli’nin boya kullanmadan yalnızca plastik poşetlerle ürettiği eserler, sanatın sınırlarını yeniden tanımlıyor. Parex’in desteğiyle gerçekleşen sergi, ileri dönüşüm fikrini estetik bir manifesto olarak izleyiciye sunuyor.
Sanatla sürdürülebilirlik arasında kurulan köprüler her geçen gün güçleniyor. 27 Mayıs – 1 Haziran tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada GALERİ’de gerçekleşen “Plastik Reformasyon” sergisi, bu köprünün en güncel ve dikkat çekici örneklerinden biri olarak sanatseverlerle buluştu. Sanatçı Ruken Adıbelli’nin plastik poşetleri boya kullanmadan birer anlatı aracına dönüştürdüğü sergi, Parex’in desteğiyle hayata geçti. Biz de hem sanatçı Ruken Adıbelli hem de Parex Genel Müdürü Emrah Şahin’le serginin arka planına dair konuştuk.
Ruken Adıbelli ile Malzeme Değil, Mesele Dönüşüyor
Bu serginin ortaya çıkış hikâyesi nedir? Fikir ilk nasıl doğdu ve nasıl bir yolculuğa dönüştü?
2020 yılında Fungistanbul grubu, atıklardan enstrümanlar yaparak müzik üretmeye başladığında benden bu konsepte uygun kostümler tasarlamamı istediler. Bu süreçte çeşitli atık malzemeler kullandım; hem sahne kostümlerinde hem afiş çalışmalarında… Ancak içlerinden en rahat şekil verebildiğim ve doğada en çok karşılaştığım malzeme plastik poşetlerdi.
Her yerde karşımıza çıkan, çevre kirliliğinin en görünür sembollerinden biri hâline gelmiş bu poşetleri sanat üretiminde değerlendirmek istedim. Resim bölümünden mezun olduktan sonra uzun süre resim yapmaya ara vermiştim. Ancak plastik poşetlerle çalışırken, bunların resim için alternatif bir malzeme olabileceğini fark ettim. 2023’te bu malzemeyle ilk denemelerimi yaptıktan sonra çıkan sonuçlar beni hem şaşırttı hem de tatmin etti.
“Plastik Reformasyon” sergisi, bu sürecin doğal bir devamı olarak ortaya çıktı. Atıkların dönüşüm potansiyelini hem teknik hem kavramsal olarak sorgulayan bir sanat yolculuğuna dönüştü. Sonrasında Parex ile ortak değerlerde buluşarak bu sergiyi hayata geçirdik. Onların sürdürülebilirlik ve çevre bilinci konusundaki duyarlılığı, benim sanat yaklaşımımla örtüştü. Böylece plastik poşetlerin hem sembolik hem estetik olarak dönüştüğü bu sergi, bir iş birliğiyle daha da anlam kazandı.
“Plastik Reformasyon” sergisindeki eserler kaç yıllık bir çalışmanın meyvesi?
2023 yılında ilk deneysel çalışmamı yaptıktan sonra çıkan sonucun bende yarattığı etki gerçekten çok güçlüydü. İlk çalışmam lekesel formlar üzerineydi; aslında bu, tekniği ve malzemenin yapısını anlayabilmem için yapılmış bir denemeydi. Bu küçük keşif, bana bu malzemeyle ne kadar zengin ve güçlü işler yapılabileceğini gösterdi.
Hemen ardından seride yer alan “Karmaşanın Arasından Belirerek Çıkan, Yorgun” adlı hayali bir portreyi uyguladım. Burada sınırlı renk armonileriyle çalıştım ve ilk defa bu teknikle bir portre oluşturmuş oldum. Sonrasında farklı renkte poşetlere ulaştıkça daha zengin geçişler, tonlamalar ve derinlikler elde edebildim.
Bugün baktığımda, bu sergi yaklaşık üç yıllık bir çalışmanın ürünü. Her bir parça hem teknik bir keşif hem de içsel bir sorgulama niteliğinde. Üstelik bu süreçte bana referans olabilecek hazır bir örnek ya da yol haritası da yoktu; bu nedenle her yeni eserde kendi yöntemimi yeniden keşfetmek, malzemeyle yeni bir ilişki kurmak zorunda kaldım. Aslında her portre, sadece bir yüz değil; aynı zamanda o yüzü oluşturma sürecinin de deneysel bir anlatımı hâline geldi.
Sanatla sürdürülebilirliği buluşturan bir proje olarak “Plastik Reformasyon” sizce neyin altını çiziyor? Hangi mesajı vermeyi amaçlıyor?
Sanatın geçmişten bugüne her zaman toplum üzerinde iyileştirici ve dönüştürücü bir etkisi olduğuna inanıyorum. Bu seride izleyiciye uzun uzun düşündürmektense, doğrudan bir farkındalık ve harekete geçme daveti sunmayı amaçladım.
“Plastik Reformasyon”da çevre sorunları gibi güncel ve somut bir meseleyi estetik bir dil kullanarak görünür kılmaya çalıştım. Anlatımı dolaylı yollardan kurmak yerine, mesajı açık ve doğrudan vermek istedim. Çünkü burada izleyiciyi sadece bakan değil; meseleyi hisseden, aynı zamanda parçası hâline gelen bir konumda görmek istedim.
Bu yüzden diyebilirim ki, seride izleyiciyi merkeze koydum; ona bir ayna tuttum. Güzel bir esere dönüştüğünde estetik bir malzeme gibi görünen plastik poşetlerin doğada uzun yıllar yok olmadan kaldığını hatırlatmak istedim. İzleyicinin bu çelişkiyi fark etmesini, kendi atıklarına yeni bir gözle bakmasını ve ileri dönüşüm bilinciyle yeniden kullanım alanları yaratma fikrini içselleştirmesini hedefledim.
Yalnızca iz silen değil, iz bırakan bir marka olmak istiyoruz“
“Yalnızca iz silen değil, iz bırakan bir marka olmak istiyoruz”
Ruken Adıbelli ile Parex olarak yollarınız nasıl kesişti?
Ruken Adıbelli ile yollarımız, sanatın dönüştürücü gücüyle sürdürülebilirliğin ortak bir dilde buluştuğu noktada kesişti. “Plastik Reformasyon” sergisiyle birlikte yalnızca bir sanat projesine değil, aynı zamanda çevresel farkındalığı artırma yolculuğuna da adım attık.
Parex olarak, yıllardır ileri dönüşüm, yeniden kullanım ve sorumlu üretim ilkeleriyle şekillenen bir vizyona sahibiz. Bu proje, tam da bu değerleri yansıtan, toplumu düşündürmeye ve harekete geçirmeye yönelik bir çağrı niteliğindeydi.
Ruken Hanım’ın sanatıyla anlattığı hikâyenin içinde bizim de yıllardır savunduğumuz bir duruş vardı. Bu nedenle iş birliğimiz yalnızca bir destekten ibaret değil; aynı zamanda sürdürülebilir bir gelecek için ortak bir söz, ortak bir bakış açısıydı. Parex olarak bu projeye katkı sunmak hem sanata hem de doğaya karşı sorumluluğumuzun bir yansıması oldu.
Bugünün tüketicisi markalardan çevre ve toplum adına daha fazla sorumluluk bekliyor. Parex bu beklentilere nasıl cevap veriyor?
Günümüz tüketicisi yalnızca kaliteli ürün değil, aynı zamanda değer üreten, dünyayı önemseyen markalarla bağ kurmak istiyor. Parex olarak biz de bu değişen beklentilerin farkındayız ve markamızı bu doğrultuda dönüştürmeye kararlıyız.
Sürdürülebilirlik anlayışımızı ürün yelpazemizde de çeşitlendiriyoruz. Örneğin Wondero Temizlik Seti Ailesi, kirli-temiz suyu ayırdığı için bir ev temizliğinde 28 litreye kadar su tasarrufu sağlayarak hem çevresel hem ekonomik katkı sunuyor. Natura serimizdeki ürünler biyolojik olarak çözünebilen içeriklere sahip. Pişirme kağıdımız su ve enerji tasarrufu sağlıyor, tekrar kullanılabilir saklama çözümlerimiz atık miktarını azaltıyor.
Aynı zamanda sosyal sorumluluğu da işimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Gönüllülük projeleri, çevre bilincini artıran kampanyalar ve iş birlikleriyle topluma katkı sunmayı önemsiyoruz. Tüketicimizin bizden beklediği değeri sadece rafta değil; yaşamın her alanında sunmak için çalışıyoruz.
Tüketici nezdinde çevre dostu ürün ve projelerle nasıl bir algı oluşturmayı hedefliyorsunuz?
Parex olarak çevre dostu ürün ve projelerimizle yalnızca temizlik çözümleri sunan bir marka değil; aynı zamanda doğaya duyarlı, sorumlu ve ilham veren bir yaşam biçiminin temsilcisi olarak konumlanmayı hedefliyoruz.
Geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilen ürünlerimiz, uzun ömürlü kullanım vaadimiz ve ileri dönüşüm projelerine verdiğimiz destek bu algının yapı taşlarını oluşturuyor.
Bizce sürdürülebilirlik sadece bir söylem değil; davranışa dönüşen bir sorumluluktur. Bu doğrultuda, farkındalık yaratan iş birlikleriyle toplumun bu konudaki bilincine katkı sağlamayı önemsiyoruz. Amacımız, Parex’in çevreye duyarlı duruşunu sadece ürün ambalajında değil, tüketicinin zihninde ve yaşam tercihlerinde de görünür kılmak.
Doğaya karşı sorumluluk ve sanatsal yaratıcılık arasındaki sınırların silindiği bu proje, sürdürülebilirlik söyleminin yalnızca çevreci bir etiket değil, aynı zamanda estetik bir eylem biçimi olabileceğini gösteriyor.