John Galliano’nun Zara arşivlerini yeniden yorumlamasından Marine Serre’ün Mona Lisa’yı tasarımlarına taşımasına, Jacquemus’nün Nike’ın koşu mirasına getirdiği yeni bakıştan Prada ve Gentle Monster’ın fütüristik birlikteliğine… 2026’nın dikkat çeken moda iş birlikleri, farklı tasarım dillerini ortak bir zeminde buluştururken ikonik parçaları, kültürel referansları ve geleneksel marka kodlarını yeniden ele alıyor.
YAZI: YASİN BUĞRA LEVENT
Moda dünyasında iki güçlü ismin aynı projede buluşması artık başlı başına bir sürpriz değil. Asıl merak uyandıran, bu karşılaşmadan nasıl bir tasarım anlayışı ve moda hikâyesi doğduğu. 2026’da tasarımcılar, modaevleri ve farklı alanlardan markalar, kendi imzalarını koruyarak birbirlerinin yaratıcı dünyalarına yeni yorumlar getiriyor.
Yılın dikkat çeken iş birliklerine bakıldığında geçmişe dönüşün de en az yeni fikirler kadar belirleyici olduğu görülüyor. Arşivlerden çıkan ikonik tasarımlar yeniden yorumlanırken tanıdık parçalar farklı silüetlere ve kullanım alanlarına taşınıyor. Lüks moda ile günlük giyim arasındaki sınırları belirsizleştiren bu ortaklıklar, moda tarihinin güçlü kodlarını güncel estetik anlayışlarla buluşturuyor.
Kimi iş birlikleri geleneksel zanaatı ve arşiv mirasını merkeze alırken kimileri spor, sanat ve kültürel kimlik üzerinden yeni tasarım olanaklarını araştırıyor. Ortaya çıkan koleksiyonlar ise farklı yaratıcı yaklaşımların bir araya geldiğinde nasıl özgün bir ifade alanı oluşturabildiğini gösteriyor.
John Galliano x Zara: Teatral Bir Geri Dönüş
John Galliano’nun iki yıllık aranın ardından moda sahnesine dönüşü, alışılmadık bir ortaklıkla gerçekleşti. Maison Margiela için 2024’te hazırladığı son Artisanal koleksiyonunun ardından ilk kez yeni bir projeyle moda dünyasının karşısına çıkan tasarımcı, Zara ile iki yıllık yaratıcı ortaklığa imza attı.
Galliano’nun couture dünyasına özgü tasarım anlayışı, bu kez Zara’nın geniş kitlelere ulaşan moda yaklaşımıyla buluşuyor. İngiliz tasarımcının marka için hazırladığı ilk Re{form} koleksiyonu, Steven Meisel’in objektifinden yansıyan kampanyasıyla 1 Ekim 2026’da tanıtıldı.
İş birliğini klasik tasarımcı koleksiyonlarından ayıran en önemli özellik, Galliano’nun sıfırdan yeni parçalar tasarlamak yerine Zara’nın geçmiş sezonlarına yönelmesi. Tasarımcı, arşivden seçtiği parçaları sökerek, oranlarını değiştirerek ve yeniden yapılandırarak kendi estetik anlayışıyla yorumluyor.
Bu yaklaşım, gündelik gardırobun tanıdık parçalarına teatral bir karakter kazandırıyor. Dantel detaylı slip elbisenin üst kısmı, gösterişli fırfırlarla hareketlenen bir yakaya dönüşürken birkaç beden büyütülen pamuklu gömlek, deri görünümü veren baskısıyla ceket etkisi yaratıyor. Yün karışımlı kabanın cepleri arkaya taşınıyor, yakaları büyütülüyor ve etek uçları dramatik kuyruklarla uzatılıyor.
Re{form} koleksiyonunda kullanılan teknikler ise Galliano’nun tasarım dünyasından tanıdık. Verev kesimler, transparan tül katmanları, teknik terzilik ve tarihî kostümlerden ilham alan detaylar koleksiyonun temelini oluşturuyor.
Kısa kuyruklarla tamamlanan redingotlar, vücudu saran elbiseler ve abartılı ölçülere taşınan iki köşeli şapkalar, koleksiyonun teatral karakterini güçlendiriyor. Bazı silüetlerde Fransız Devrimi’nin ardından yükselen gösterişli erkek giyim estetiğinin izlerine rastlanıyor. Galliano’nun bu döneme ilgisi ise yeni değil. Benzer referanslar, 1984’te Central Saint Martins’ten mezun olurken hazırladığı ve moda dünyasının dikkatini çekmesini sağlayan koleksiyonunda da önemli bir yer tutuyordu.
İki yıl boyunca sezonluk koleksiyonlarla devam etmesi planlanan ortaklık, Galliano’nun tarihsel referanslara dayanan tasarım dilini farklı bir üretim ve dağıtım modeliyle buluşturuyor. Zara ise projeyi geçmiş sezonlardan seçilen parçaların yeni silüetlere dönüştürüldüğü yaratıcı bir yeniden yapılandırma süreci olarak tanımlıyor.
Galliano’nun uzun bir aradan sonra moda sahnesine dönmesi kadar, bu dönüş için Zara’yı tercih etmesi de iş birliğini yılın en dikkat çekici gelişmelerinden biri haline getiriyor.
Victoria Beckham x GAP: Minimalizmin Yeni Yorumu
Victoria Beckham ile GAP’in buluşması, tasarımcının rafine ve ölçülü estetiğini markanın Amerikan gardırobuna taşıyor. Çok sezonlu ortaklığın Nisan 2026’da satışa sunulan ilk koleksiyonu, 38 parçadan oluşuyor.
Denim, haki, tişört, gömlek ve fleece gibi günlük giyimin temel parçaları, Beckham’ın keskin silüetleri ve detaylara odaklanan tasarım anlayışıyla yeniden yorumlanıyor.
Koleksiyonun merkezinde denim yer alıyor. Beckham, GAP’in jean mirasını daha heykelsi formlarla ele alırken kapri pantolonlar, denim ceketler, trençkotlar, bomber ceketler ve utility parçalar bu yaklaşımı tamamlıyor. Kırmızı dikişlerle kullanılan “VB” imzası ise tasarımcının estetik dokunuşunu koleksiyon boyunca görünür kılıyor.
Mert Alaş ve Marcus Piggott tarafından çekilen kampanya da ortaklığın geçmişle kurduğu bağı destekliyor. Görseller, GAP’in 1980’ler ve 1990’lar arşivindeki denim silüetlerinden ilham alıyor.
Bu iş birliğinde dikkat çeken nokta, iki tarafın da kendi tasarım kimliğini koruması. GAP’in tanıdık gardırop parçaları, Beckham’ın kesim ve oran anlayışıyla daha rafine bir karakter kazanıyor.
JW Anderson x Diadora: Arşivden Sokağa
JW Anderson ve Diadora, modanın geçmişe dönerek nasıl güncel bir silüet yaratabileceğini gösteriyor. Jonathan Anderson, Diadora’nın 1975’te elit sporcular için geliştirdiği Equipe sneaker modelini yeniden ele alıyor.
Ayakkabının ince ve alçak profilli retro formu korunurken güçlü renkler, süet paneller, eskitilmiş yüzeyler ve JW Anderson logolu bağcıklar tasarıma yeni bir karakter kazandırıyor.
İş birliği, 1970’lerin koşu kültürü ile çağdaş modanın estetik anlayışını bir araya getiriyor. Buradaki amaç tamamen yeni bir model yaratmaktan çok, geçmişteki bir tasarımın güçlü özelliklerini günümüz gardırobuna uyarlamak.
Vintage spor giyim kodlarının yeniden gündeme geldiği 2026’da bu ortaklık, sneaker tasarımında arşiv mirasının nasıl değerlendirilebileceğine dair dikkat çekici örneklerden birini sunuyor.
Manolo Blahnik x Balenciaga: Couture Dokunuşu
Balenciaga ve Manolo Blahnik, 2026’da iki güçlü tasarım dilini ayakkabı üzerinden buluşturuyor. Pierpaolo Piccioli, Manolo Blahnik’in arşivinden seçtiği modelleri kendi estetik yaklaşımıyla yeniden yorumluyor.
İpek saten, el işçiliğiyle işlenmiş kristal yapraklar, zarif topuklu mule modelleri ve slingback ayakkabılar seçkinin öne çıkan parçaları arasında yer alıyor.
Ortaklık, Piccioli’nin Balenciaga için geliştirdiği yeni estetik anlayışını da yansıtıyor. Demna döneminin hacimli ve gösterişli silüetlerinin ardından couture geleneği, zarafet ve el işçiliği daha belirgin bir rol üstleniyor.
Piccioli’nin Cristóbal Balenciaga ile Manolo Blahnik’in paylaştığı İspanyol mirasına yaptığı gönderme ise iş birliğine tarihsel bir bağlam kazandırıyor. İki markanın zanaat anlayışı, çağdaş bir ayakkabı koleksiyonunda yeniden buluşuyor.
Marine Serre x Louvre: Mona Lisa Yeniden Yorumlanıyor
Moda ile sanat arasındaki ilişki uzun bir geçmişe sahip. Marine Serre ile Louvre’un 2026 iş birliği ise bu ilişkinin güncel tasarım anlayışı içinde nasıl yeniden kurulabileceğini gösteriyor.
Fransız tasarımcı, Louvre koleksiyonunun en tanınmış eserlerinden Mona Lisa’yı üç parçalık sınırlı bir seçkide kendi estetik kodlarıyla buluşturuyor.
Leonardo da Vinci’nin ikonik portresi, Marine Serre’ün ayırt edici hilal motifi ve All-Over Moon deseniyle birlikte kullanılıyor. Tasarımcının upcycling yaklaşımı da projenin yaratıcı çerçevesinde yer alıyor.
Böylece Rönesans’ın en tanınan portrelerinden biri, çağdaş modanın görsel diliyle yeni bir bağlam kazanıyor.
İş birliği, sanat ile moda arasındaki ilişkiyi yalnızca bir ilham kaynağı olmanın ötesine taşıyor. Louvre’un koleksiyonundan seçilen bir sanat eseri, Marine Serre’ün karakteristik tasarım dünyasında doğrudan koleksiyonun parçasına dönüşüyor.
Zara x Willy Chavarria: Kimlik Üzerinden Moda
Zara’nın 2026’daki tasarımcı iş birlikleri John Galliano ile sınırlı değil. Amerikalı tasarımcı Willy Chavarria da markayla ilk kez bir araya gelerek VATÍSIMO adını taşıyan koleksiyona imza atıyor.
Koleksiyon, Chavarria’nın Chicano kültürüne ve bu kültürün toplumsal bağlarına, kimlik anlayışına ve gururuna odaklanıyor.
İtalyan kumaşları, deri, denim ve trikolar; yapılandırılmış etekler, denim ceketler, oversized takımlar ve deri aksesuarlarla bir araya geliyor. Tasarımcının imzası haline gelen kırmızı gül motifi ise koleksiyonun belirgin görsel unsurları arasında yer alıyor.
Christy Turlington ve Kübalı oyuncu Alberto Guerra’nın yer aldığı kampanya, koleksiyonun kültürel referanslarını destekliyor.
Bu ortaklıkta Chavarria’nın tasarım dili yalnızca kıyafetlerin silüetlerinde değil, koleksiyonun anlatısında da kendini gösteriyor. Chicano kültürünün estetik kodları, Zara’nın geniş ürün yelpazesi içinde farklı bir bağlamda yorumlanıyor.
Cecilie Bahnsen x ASICS: Romantizm Performansla Buluşuyor
Cecilie Bahnsen ve ASICS, romantik tasarım anlayışını teknik bir sneaker formunda buluşturuyor. İki markanın önceki ortaklıklarını takip eden 2026 modeli GEL-KINETIC FR, hareket halindeki çiçeklerden ilham alıyor.
ASICS’in performans teknolojisi ve GEL yastıklaması, Bahnsen’in zarif ve dekoratif tasarım kodlarıyla bir araya geliyor. Çiçek detayları, boncuklar, çiçek biçimli bağcık delikleri ve tasarımcının karakteristik bağlama sistemi, sneaker’a farklı bir görünüm kazandırıyor.
İş birliği, sneaker’ın yalnızca sportif bir ürün olarak değerlendirilmediği, kişisel stilin önemli parçalarından birine dönüştüğü güncel moda anlayışını da yansıtıyor.
GEL-KINETIC FR, teknik özelliklerini korurken Cecilie Bahnsen’in romantik estetiğiyle daha feminen ve dekoratif bir karakter kazanıyor.
Miu Miu x New Balance x Coco Gauff: Kort Stilinde Yeni Bir Yorum
Miu Miu ve New Balance’ın devam eden iş birliği, 2026’da tenisçi Coco Gauff’ın katılımıyla kort stiline yeni bir yorum getiriyor.
Sneaker’lardan gömleklere, ceketlerden şapkalara uzanan koleksiyon, sportif gardırobun temel parçalarını Miu Miu’nun karakteristik tasarım anlayışıyla buluşturuyor.
Coco Gauff’ın projedeki varlığı, tenis estetiğini yalnızca görsel bir referans olmaktan çıkarıyor. Kortta kullanılan sportif parçalar, profesyonel bir sporcunun deneyimiyle ilişkilendirilirken Miu Miu’nun moda dili sayesinde gündelik gardıroba da taşınıyor.
Böylece tenis, yalnızca performans odaklı bir spor dalı olarak değil, günlük stilin şekillenmesinde etkili olan estetik referanslardan biri olarak öne çıkıyor.
JW Anderson x Guinness: Pub Kültüründen Moda Sahnesine
JW Anderson ve Guinness, ikinci iş birliklerinde İrlanda pub kültürünün tanıdık sembollerini tasarımcının kendine özgü dünyasına taşıyor.
17 parçalık koleksiyonda denim tulumlar, jean’ler, kalın trikolar, işlemeli fermuarlı ceketler ve yıkanmış gömlekler yer alıyor. Guinness’in ikonik Celtic harp sembolü ise koleksiyonun ortak görsel imzasına dönüşüyor.
Joe Alwyn ve Little Simz’in yer aldığı kampanya, koleksiyonun kültürlerarası karakterini destekliyor.
Guinness’in köklü marka kimliği, JW Anderson’ın beklenmedik detaylar ve alışılmadık tasarım birliktelikleriyle şekillenen estetik anlayışıyla yeniden yorumlanıyor.
Ortaya çıkan koleksiyon, geleneksel bir marka sembolünün çağdaş moda tasarımında nasıl farklı bir ifade kazanabileceğini gösteriyor.
Yohji Yamamoto x Repetto: Bir Başka Bale
Yohji Yamamoto ile Repetto arasındaki yaratıcı ilişki yeni değil. İki markanın 2026 buluşması, yıllara yayılan bu iş birliğinin yeni bölümünü oluşturuyor.
Bu kez Repetto’nun ikonik Bolchoï modeli, Yamamoto’nun karakteristik tasarım diliyle yeniden yorumlanıyor.
1947’de kurulan Repetto, bale geleneğini Fransız ayakkabı zanaatıyla buluştururken Yamamoto bu zarif mirasa daha heykelsi ve çağdaş bir yaklaşım getiriyor.
Siyah, alev kırmızısı ve gümüş olmak üzere üç renkte hazırlanan sınırlı üretim, iki markanın hareket, form ve işçilik üzerine geliştirdiği tasarım anlayışlarını aynı modelde bir araya getiriyor.
Repetto’nun bale dünyasından gelen klasik çizgileri, Yamamoto’nun avangart estetiğiyle farklı bir karakter kazanıyor.
Prada x Gentle Monster: Gözlükte Yeni Bir Geometri
Prada ile Gentle Monster’ın 2026 iş birliği, iki markanın tasarım anlayışını gözlük formunda buluşturuyor.
Üç modelden oluşan sınırlı koleksiyonda keskin lens hatları, mimari formlu ön yüzler ve ince titanyum saplar öne çıkıyor. Prada logosu ise alışılmış konumundan çıkarılarak tasarımın grafik unsurlarından birine dönüştürülüyor.
Kampanyanın başrolünde Prada’nın marka elçisi Kentaro Sakaguchi yer alıyor. Toprak, su, ateş, hava ve aşk temaları üzerinden kurgulanan görsel hikâye, koleksiyonun fütüristik karakterini destekliyor.
Prada’nın keskin tasarım çizgisi ile Gentle Monster’ın deneysel gözlük anlayışının buluştuğu modeller, aksesuar olmanın ötesinde heykelsi ve grafik özellikleriyle öne çıkan tasarım objeleri olarak konumlanıyor.
Jacquemus x Nike: Moon Shoe Yeniden Doğuyor
Jacquemus ve Nike, 2026’da ortaklıklarını Nike tarihinin en ikonik tasarımlarından biriyle sürdürüyor.
Simon Porte Jacquemus, Nike’ın kurucularından Bill Bowerman’ın el yapımı Moon Shoe modelini kendi tasarım anlayışıyla yeniden yorumluyor.
Bowerman’ın yarış pistleri için geliştirdiği özgün form korunurken ayakkabının silüeti, Jacquemus’nün Parisli minimalizmiyle daha alçak ve zarif bir karakter kazanıyor.
Nike’ın koşu mirası ile bale estetiğinin kesiştiği model, iki markanın Air Max 1, J Force 1 ve Air Humara iş birliklerinin ardından dördüncü ortak ayakkabı projesi olarak öne çıkıyor.
Üç yeni renk seçeneğiyle sunulan Moon Shoe, spor ayakkabı tarihinin önemli modellerinden birinin günümüz moda anlayışıyla nasıl yeniden yorumlanabileceğini gösteriyor.
Geçmişte performans amacıyla tasarlanan bir yarış ayakkabısı, Jacquemus’nün tasarım yaklaşımıyla çağdaş gardırobun parçası haline geliyor.
Issey Miyake x Camper: Minimalizmin Yeni Formu
Issey Miyake ve Camper’ın 2026’da başlayan iş birliği, iki markanın işlev ve form arasındaki ortak yaklaşımını ayakkabı tasarımına taşıyor.
Mart ayında başlayan ortaklığın öne çıkan modeli Anna, ayağı ikinci bir deri gibi saran, neredeyse çorap formundaki yapısıyla dikkat çekiyor.
Krem, lacivert, kobalt mavisi ve siyah renk seçenekleriyle hazırlanan model, Camper’ın günlük kullanıma yönelik yaklaşımını Issey Miyake’nin sade ve heykelsi tasarım anlayışıyla buluşturuyor.
15 Temmuz 2026’da iki markanın çevrim içi satış kanallarında sunulan Anna, gösterişli logolar veya dekoratif detaylar yerine formu merkeze alıyor.
Ayağı saran esnek yapısı, Issey Miyake’nin beden ve hareket arasındaki ilişkiye odaklanan tasarım yaklaşımını ayakkabı formunda yorumluyor.
İş Birliklerinin Değişen Tasarım Dili
2026’nın öne çıkan moda iş birlikleri, iki markanın isimlerini aynı koleksiyonda buluşturmanın ötesine geçiyor. Tasarımcılar, arşivlerden kültürel referanslara, geleneksel zanaattan performans teknolojilerine uzanan farklı alanları kendi estetik anlayışlarıyla yeniden değerlendiriyor.
John Galliano, Zara’nın geçmiş sezonlarından seçtiği parçaları yeniden yapılandırırken Marine Serre, sanat tarihinin en tanınmış eserlerinden birini çağdaş moda tasarımının parçasına dönüştürüyor. Jacquemus ve JW Anderson spor mirasına yönelirken Willy Chavarria, kültürel kimliği koleksiyonunun merkezine taşıyor.
Bu projelerde dikkat çeken ortak özellik, markaların kendi karakterlerini tamamen değiştirmeden farklı tasarım dünyalarıyla ilişki kurabilmesi. Kimi zaman ikonik bir ürün yeni bir silüet kazanıyor, kimi zaman geleneksel bir sembol farklı bir kültürel bağlamda yeniden yorumlanıyor.
2026’nın iş birlikleri, moda dünyasında yaratıcı ortaklıkların yalnızca ticari bir strateji olarak değil, farklı estetik dillerin bir araya geldiği tasarım süreçleri olarak da değerlendirilebileceğini gösteriyor.




