Günümüzde tartışmasız sanat dünyasının en önemli yapı taşlarından biri olan kadının, birçok alanda olduğu gibi sanat alanında da kendi varlığını kabul ettirme hikâyesi aslında çok eskilere dayanıyor.
Yazı: Gizem Aysel Öznek
Tarih öncesi dönemde kadın, doğurganlık, yaşam ve verim sembolü olarak görülürken, Rönesans ve Barok gibi dönemler de ise estetik bir nesne gibi yorumlanmıştı. Bu bağlamda kadınlar sanat yapıtlarında erkekler tarafından ilham kaynağı hâline getirilip, hatta çoğu zaman arzulanan, edilgen varlıklar olarak betimlenmişlerdi. Sadece güzellik, doğurganlık, saflık gibi semboller üzerinden ele alınan kadınlar, bilinçli bir şekilde önemsizleştirilmeye çalışılmış, büyük çaplı bir kadın kapasitesi ihmal edilip, yok sayılmıştı.
Toplumsal düzeyde bakacak olursak asıl ayrımın kadının özel alanda, erkeğin kamusal alanda konumlandırılması ile başladığını görebiliriz. Yani erkek dışarıda aktif konumda, kazanç elde eden, özgürce istediği eğitimi alabilen, kadın ise kendini evine adayan, günlük işleri yapan, çocukların bakımından sorumlu, ailenin sürekliliğini sağlayan ama eğitim hakkından mahrum bırakılan kişi konumunda yer almaktaydı. Bu durumda üretim yapabilmesi için gerekli olan zihinsel ve ekonomik özgürlük, erkeklerin dünyasında kadınlar için sağlanmıyordu. Aksine kadınların dünyasında, ataerkil düzenin kısıtlayıcı bakış açısı hâkimdi. Yani sanatın tüm alanları eril düzlemde yapılandırıldığı için, sistem erkeklere hizmet ediyor, kadınlar için bu alanlar bilinçli şekilde baskıcı, zorlayıcı ve cesaret kırıcı hale getiriliyordu.
Tam da burada sanat tarihçisi Linda Nochlin’in “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Olmadı?” adlı makalesinde sorunu bireysel başarısızlıklardan çok kurumsal engellere odaklayarak ele alışından bahsedebiliriz. Nochlin’e göre büyük sanatçı olmak için gerekli olan şey sadece kişisel yetenek değil, aynı zamanda eğitim ve uzman yardımı almak, sanat camiasında tanınmaktı ama bunların hepsi kadınlar için eski zamanlardan bu yana kısıtlanmıştı. Bu soru ile gelen farkındalık sanat tarihindeki feminist devrimin fitilini ateşlemiş oldu. Ünlü yazar Virginia Woolf ise ‘Kendine Ait Bir Oda’ adlı eserinde, bir kadının yaratıcı üretim yapabilmesi için ekonomik ve zihinsel özgürlüğün ne derece önemli olduğunu en somut şekilde bizlere aktarırken, maddi bağımsızlık, kişisel alan vurgusu ile düşünme, üretme ve gelişim için gerekli olan koşulları sağlamanın zorunluluğunu dile getirmişti. Woolf sonuna kadar toplumda cinsiyet eşitliğini, kadınların bağımsızlığını, feminist düşünceyi savunarak, konuya daha sağlam argümanlar üzerinden bakmamızı sağladı.
Feminist sanat hareketiyle birlikte kadınlar, dışlanan kimliklerine karşı kadın kimliğini yeniden tanımlayarak, kendi bedenlerini sahiplenmeye başladılar, eleştiri ve farkındalık ile birlikte nesneden özneye dönüşme mücadelesi başlamış oldu. Kadınlar tüm kalıpları kırarak kadınlığı yeniden inşa edeceklerdi. Sanat kadına biçilen geleneksel rollere, eşitsizliğe, kadının üretkenliğine ket vuran ahlaki normlara karşı çıkma aracı haline gelecek, kadınların da fırçasından, kaleminden özgürce akmaya başlayacak, düşünceler yaşama yansıtılınca, direniş de başlamış olacaktı. Nitekim de öyle oldu, kadın sanatçılar, eril sanat anlayışını altüst eden, var olan eşitsizliğe karşı tavır niteliğinde bir duruş sergilediler. Kadının hem edebiyatta hem de görsel kültürdeki temsilini ters yüz etmek, nitelik ve nicelik olarak kendilerini geliştirmek için durmadan üretmeye başladılar. Örneğin resim alanında en önemli ikonlardan biri olan Frida Kahlo tablolarında geleneksel cinsiyet rollerine meydan okuyarak, dayatılmış olana karşı kadınlık deneyimlerini tüm gerçekliği ile yansıtmaktan çekinmedi. Sonuç olarak kadınların sanat yapıtlarında cinsel kimliklerini özgürce ön plana çıkarmasının öncülüğünü yaparak, durmadan üreterek feminist sanatın öncülerinden biri haline geldi. Bu şekilde feminist sanat anlayışına katkı sağlayan birçok ressam, yazar, heykeltraş, şair, müzisyen vb. sayesinde kadınların toplumsal ve politik deneyimleri daha fazla görünürlük kazanırken, kimseyi ötekileştirmeyen eşitlikçi bir anlayış inşa edilmesine katlı sağlandı. Yani kadın sanatçılar erkek egemen sanat tarihini yıkıp, özgürlükçü bir anlayışı merkeze alan yeni bir dönemi başlattılar.
Böylece birçok alanda toplumsal bilinçlenme yaşandı. Kadınların mücadelesi ile kadın imgesi kökten değişerek şekillendi ve güçlenerek günümüze kadar evrildi.




