Gerçekliği Daraltan Bir Zihin Alışkanlığı: Varsaymak

Yazı: Beril Yazar

Varsaymak, zihnin belirsizlikle kurduğu en eski ve en hızlı anlaşmadır.

Bir durumun içinde ya da ilişkilerde insan, henüz gerçekleşmemiş bir olayı ya da diyaloğu kendi tecrübelerine göre önceden yorumlar:

“Yine aynı şey olacak.”

“Bunu söylersem kesin yanlış anlayacak.”

“Uğraşsam da olmayacak.”

Oysa bu tür varsayımlar, kişinin geçmiş deneyimlerinden beslenen sınırlı zihinsel olasılıklarıyla, hakikatin sonsuz ihtimallerini daraltmasından başka bir şey değildir.

Varsayım, zihinde bir düşünce olarak başlar; ancak orada kalmaz.

Her düşünce bir duygu üretir, her duygu bir davranışı şekillendirir ve her davranış bir sonuca dönüşür.

Bu nedenle insan, çoğu zaman doğrudan yaşadığı şeyin değil, zihninde başlattığı bu zincirin sonucunu deneyimler.

Başlangıçta yalnızca bir ihtimal olan düşünce, zamanla hissedilen bir gerçekliğe, ardından sergilenen bir tavra ve nihayetinde yaşanan bir sonuca evrilir. Böylece kişi, dış dünyanın sunduğu sayısız ihtimaller yerine, kendi zihninin çizdiği sınırlar içinde yaşar.

Ama mesele burada bitmez.

Varsayım, eğer fark edilmezse derinleşir.

Zihin onu tekrar eder, besler, genişletir.

Ve bir süre sonra artık ihtimal olmaktan çıkar: Zan olur.

Zan, kesin olmayan bir şeyin kesinmiş gibi hissedilmesidir.

Kişi artık düşündüğünü düşünce olarak değil, gerçeklik gibi yaşamaya başlar.

Karşısındaki insanı ya da olayı değil, zihninde kurduğu senaryoyu görür.

Böylece gerçeklik daralır.

Oysa varoluş, zihnin kurduğu birkaç ihtimalden ibaret değildir ve bu dar çerçeveye sığamayacak kadar geniştir.

Varsayım, zihnin bir refleksidir.

Zan ise bu refleksin fark edilmeden kalbe yerleşmiş hâlidir.

“Kesin bana böyle der” dediğinde:

Başta bu bir varsayım gibi başlar ama fark etmeden içselleşirse zana dönüşür.

Varsaymak: “Böyle olduğunu kabul ediyorum.”

Zan: “Bunun böyle olduğuna inanıyorum (ama bunun farkında değilim).”

Ve o noktada:

Düşünce kalpte gerçeklik kazanır. Artık ihtimal değil, gerçek gibi yaşanır.

Varsayım dolaylı yoldan kontrol etme çabasıdır. Hakikat ise kontrol edilemez bir akıştır.

Varsayım & zan;

Seni anda olmaktan koparır.

Karşındaki insanı gerçekten görmeni engeller.

Olanı değil, olacağını sandığını yaşatır.

Ve en önemlisi:

İlahi ihtimalleri kapatır.

Peki bunun yerine ne mümkün?

•Fark etmek – Yakalama anı

Zan çok hızlıdır; genelde fark edilmeden “gerçek” gibi akar.

Kendine şu sinyalleri öğretebilirsin:

“Kesin…”

“Zaten hep…”

“O da şimdi…”

Bu kelimeler geldiği an dur:

“Şu an varsayıyorum.”

Bu cümle küçüktür ama zihnin kurduğu kesinliği yumuşatır, düşünceyle arana mesafe koyar.

•İhtimali geri açmak

“Bilmiyorum.”

Aslında hiçbirimiz hiçbir şey bilmiyoruz. Evren sınırsız ihtimalleri barındırır ve bizim sınırlı zihnimiz bu ihtimallerin hepsini göremez.

Zan kapatır. Sen bilinçli olarak aç.

Kendini zorlamadan sadece şunu kabul edebilir misin?

Farklı bir sonuç mümkün…

Bilmediğim bir şey var…

Bu, kontrolü bırakmanın ilk adımıdır.

Zihin ihtimalleri kapatır.

Kalp ihtimalleri açar.

Zihin kesinlik ister.

Kalp açıklık.

Tasavvuf bunu şöyle ifade eder:

Zan, hakikatin önüne geçen bir perdedir.

Perdeyi arala…

“Şu an varsayıyorum.”

“Bu bir zan.”

Nefes al.

“Başka türlü de olabilir.”

“Ben bilmiyorum.”

Bilmemek, sınırsız olana güvenmektir.

Güvenebilir misin?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir